Müge Anlı izlemek, eski insanların Ahmet Kaya’yı dinlemesiyle eş değer bir konu hâline geldi. “Yoo, ben hiç Ahmet Kaya dinlemem ki!” diyenlerin arka mahallelerde içi kan ağlaya ağlaya dinlediğini öğrendik yıllar sonrasında. Gel gelelim aynı yaklaşım Müge Anlı için de var.
Size evre evre Müge Anlı ile Tatlı Sert’e Giriş 101’de gözlemlediğim noktaları anlatacağım.
1- Şu Anda Olmaktan Korktuğunuz Yerdesiniz, Depresyonda!
Müge Anlı batağına düşmeniz için muhakkak sizi eve bağlayan bir geçiş-depresyon süreci yaşıyor olmalısınız çünkü hayatın temposuna karşı direnci zayıf bir alışkanlıktır Müge. Öncelikle depresyonda olduğunuz için çok üzgünüm, umarım çabucak atlatırsınız fakat üzülmeyin, atlattığınızda her şey çok daha farklı olacak ve yeni bir bakış açısı kazanacaksınız: GÜNDÜZ KUŞAĞI BAKIŞ AÇISI!
Evde kaldığınız ilk zamanlar farklı farklı işlere yönelirsiniz; hemen televizyonu açıp Müge müptelası olmazsınız tabii ki. Bu zehir yavaş yavaş kana karışır. Ne zaman evde yapılacak iş, uğraşacak hobi kalmaz; işte o zaman aklınıza bir soru düşer: “BU İNSANLAR EVDE HER GÜN NE YAPIYOR YA?” Sabahları Müge izliyorlar. Akşamları Esra Erol, Bu ikisi arasında da günlük işler hallediliyor. Size bu sorunun cevabını vermiş olayım.
Sorduğunuz sorunun cevabını siz de gizliden gizliye kendinize verirsiniz. Sonra bir sabah kalkar, kahvaltı ederken Müge’ye denk gelirsiniz. Nasılsa yapacak işiniz yoktur ve sizinkinden daha kötü hayatların varlığını hissetmeye ihtiyacınız vardır diye göz ucuyla bakmaya başlarsınız. Bir yandan içinizde yargı süreciniz başlar ve içinizdeki “başkaları” çoktan sizi yaftalar, öteler. “Gerçekten bunu mu izliyorsun? Ne kadar boş beleş bi’ insansın yaa… Sen şimdi bu olayları takip edersin peşine de düşersin. Ne katıyor ki bunlar sana? Hem hepsi kurgu ulan bunların. Nasıl inanıyorsun ya? Nasıl?!” İlk 20 dakika izledikten sonra içinizdeki başkalarının sesine yenik düşüp ilk reklamda “Amaann o bunu demiş o ona kaçmış. Ne kadar ayıp saçma saçma şeyler, bi’ de oturup bunu izliyorlar!” diye söylenip kapatacaksınız. Şimdiden kendinizi çok daha medeni ve aydın hissediyorsunuz. Merak etmeyin, henüz bitmedi. Zira aklınızın bir köşesinde denk geldiğiniz konunun cevapsız soruları vardır ve Müge’nin biraz sıkıştırması sonucu her şeyin bir ihtimal açığa çıkacağını hissetmişsinizdir. Bu aşamada artık Müge Anlı “denk gelinen bir şey” olmaktan çıkmıştır. Fakat bunu kendinize henüz itiraf edemezsiniz. Ekran sabah açılır, siz mutfakta bir şeyler yapıyormuş gibi davranırsınız. Çay demlenir, tost makinesi çalışır, ama gözünüz kulağınız yayındadır. “Bakmıyorum ki zaten, arkada ses olsun diye açık” cümlesi bu evrenin ana mantrasıdır. Artık isimler aklınızda kalmaya başlar. “Ha bu kadın geçen gün de ağlıyordu.” “Bu adam kesin bir şey saklıyor, bak yüzü düşüyor.” “Bu çocuk bu aileden çıkmaz.” Bunları yüksek sesle söylemezsiniz, çünkü hâlâ kendinize mesafelisinizdir ama içinizde bir yerlerde, istemsiz bir dedektif uyanmıştır. Henüz rozetini takmamıştır, sadece not alıyordur. Bir sonraki sabah tekrar açarsınız. Ardından bir son dakika haberi gelerek mavi olan ekran kırmızıya bürünür ve işte siz de o andan itibaren zehri almış, sonun başlangıcına gelmiş olursunuz: “ X BAKANLIĞI YAYINIMIZI İHBAR KABUL ETTİĞİNİ BİLDİRMİŞT…”
Eğer kaossever biriyseniz sizi bu noktada içine çekmiştir. Tüm uyaranlarınız aynı anda aktif hâle geldiğinden (bkz. kaos, şüphecilik, sherlock’çuluk, yargılayan tarafta olmayı seven yanınız) birinci aşamayı tamamlayıp ikiye geçmeye hak kazanmışsınızdır. Tebrikler!
2- Beterin Beteri Var, Ben Yine de İyiyim Ya…
Birkaç gün geçmiştir. Eve alışmışsınızdır, sosyal yaşantınızdan oldukça izole hissediyorsunuzdur. Belki biraz da pandemiyi hatırlamış bile olabilirsiniz. Artık Müge’deki olayların her birine de o kadar hâkimsinizdir ki alternatif senaryolar üretip Müge’nin haberi olmadan Müge’ye yardım ediyorsunuzdur. Sonra bir konu çıkagelir. Son zamanlarda sizi depresyona sokan konuyla ya birebir aynıdır ya da bi’ lacivertidir. Dikkat kesilirsiniz, empatik yanınız kuvvetlenir. Eğer şansınız yaver giderse yayındaki konunun sizinkinden daha kötü olması içinizi rahatlatır. Şansınız yaver gitmezse kendinizi daha kötü hissetme sebebiniz artabilir. Bu noktada dikkat! Siz yalnız değilsiniz. Millet neler neler yapıyor. Üzmeyin kendinizi bu kadar.
3- Devam mı Yoksa Tamam mı?
Günler belki de haftalar geçtikten sonra sizi yeniden sosyal yaşantınıza çağıran o gün gelmiştir. İşe dönmeniz gerekiyordur, toparlanmanızı ve insan içine karışmanızı isteyen çevreniz tarafından çekiştiriliyorsunuzdur. Peki bu noktada, onca emek vererek izlediğiniz Müge yayınları ne olacak? Önünüze birden fazla seçenek çıkıyor. Sosyal yaşantınıza karışmaya başladığınızda oraya kendinizi yabancı hissettiğinizden, bi’ an evvel eve gidip Müge’nin son bölümünü izleme gereği duyacaksınız. Böylelikle konfor alanınızı terk etmemiş, dinlenebildiğiniz alanı bırakmamış olacaksınız. Diğer seçenek ise; iş yerinizde sabah 10’dan 12.45’e kadar canlı yayını takip etmek. Bu her iş ortamı için uygun olmayabilir, evet ama ofis ortamında çalışıyorsanız özellikle bu kablosuz kulaklıkların piyasaya çıkmasından sonra çok daha kolay takip etmeye devam edebilirsiniz. (Evet, kablosuz kulaklıkları artık kim icat ettiyse iş yerinde Müge Anlı izlemek istemiş belli ki. Başka açıklaması olamaz. Çünkü koşarken falan hiç kullanışlı değil)
Bir diğer seçeneğimiz ise, artık Müge’ye veda etmek. En zor zamanınızda yanınızda olan yayınları bir kenara hunharca bırakıp izlemediğiniz zamanlarınızdaki gibi “Hıh, Müge mi? Çok saçma o yaa.” triplerine geri dönmeyi tercih edebilirsiniz fakat unutmayın ki, bu saatten sonra çevrenizi kandırabilirsiniz ama kendinizi? Asla.
Üç evreden oluşan Müge Anlı ile Tatlı Sert serüveni burada noktalanıyor mu? Belki evet belki hayır.
Müge’ye çıkan konukların, konuların planlı programlı olduğunu, oraya çıkanın para aldığını ve o yüzden bütün o rezillikleri(!) sergilediklerini söyleyenler olacaktır. Efendiler, yaşadığınız toplumun çirkinliğini hafife alıp kibre sığınmayın. Hepimiz biraz kötüyüz. Hele Anadolu’nun kötülüğünü yeni yeni duyuyoruz diye bunun sorumlusu Müge Ayşe Fatma sanmayın. Toplu taşımalara bindiğinizde, meydanlarda yürüdüğünüzde kaç katilin, kaç pedofilinin, kaç psikopatın yanından geçtiğinizin istatistiğini tutan bir çalışma vardı internette araştırırsanız bulursunuz zira, araştırmanızı öneririm.
İyi günler.


Bir yanıt yazın