On Yıllık Taze Kalp Kırıklığı

·

On Yıllık Taze Kalp Kırıklığı

En son kalbim kırıldığında 20 yaşındaydım. Nasıl kırıldıysa artık, canımı her ne veya her kim yakarsa yaksın, 20 yaşında kalbi kırılan ben kaldığı yerden acısını çekmeye devam ediyordu.

Bir gün üniversitedeki öğrenci evimde ev arkadaşımla birlikte ders çalışıyoruz. O kadar sıkışık bir durumdayız ki, onun vermesi gereken ayrı kazık dersi var, benim baş etmem gereken ikisi ders biri maddi sıkıntı olmak üzere üç sıkıntım var ve o zamanki manitayla da aramız bozuk. Canlar epey sıkkın yani. Buca’nın kış günü akşamını da hesaba katarsak sanki her şey kusursuzmuş gibi ev de buz gibi. Aldın mı o sıkışmışlığı?

Neyse, günlerdir geceli gündüzlü ders çalışıyor olmanın arasında telefonum çaldı. Arayan annemdi. Üniversite yıllarımda ise aile ortamım çok kaotik bir hâldeydi. Kardeşim çığırından çıkmış, babam annemi çıldırtmak üzere yeminler partisi vermiş ve ben hepsini koordine edebilmek üzere ayakta durma zorunluluğuna sahip olan tek süpermendim.

Arayan annemdi. Üç dört gündür konuşmamışız, sınavlarım olduğunu biliyor zaten kendisi de mental olarak çok yorgun.

“Nasılsın?” diye sordu. Hayatımda ilk kez kabullenerek konuştum, teselli bekleyerek.

“Kötüyüm anne yaa.” dedim ve ardından birkaç problemimin başlıklarını sıraladım. (O zamanlar toplumsal olarak da çok pis ayaklanmışız, onları da kafama takıyorum)

Bu aşamada ne beklersiniz?

“Sen hiç canını sıkma oğlum, biliyorum çok yoruldun ama ne yapalım bak biz varız arkanda, gel istersen biraz nefes al.” falan değil mi? (Kendimi dışarıdan teselli etmek için kurduğum şu cümleleri bile zar zor bir araya getirebildim. Kendime gelince yapamıyorum galiba.)

Öyle olmadı. Annemin müthiş bir hayal kırıklığı ses tonu vardır. Sizin annenizin de var mı? Onun o ses tonunu ne zaman duysam -ki çocukluğumdan beri çeşitli versiyonlarını duyuyorum- kocaman bir cam vitrin üzerimde tuzla buz olacak kadar haşin parçalanır. Her yerimi keser kesmesine ama ben acımı hissetmem annemin en sevdiği vitrini kırıldı diye üzülmekten ve kaygılanmaktan. Çünkü çocukluğum annemin hayal kırıklıklarını tamir etme çabasıyla doldu. Çocukluğum ailemin problemlerini çözen çocuk adam rolüyle geçti. Ama bu kez ben de pes etmek istemiştim kötü olduğumu kabullenip destek görme umudunu içimde yeşerterek. 20 yaşındaydım ama içimi hissedebilseydiniz o an derdiniz ki 7-8 yaşlarındaki bi’ çocuğun derdi var.

Öyle denmedi.

“Oğlum yaa” dedi annem.

“Kardeşin bi yandan öyle, baban bir yandan öyle… Bir tek sana sırtımı yaslayabiliyordum bari sen yıkılma şimdi. Ben hepinize yetemem ki ben de yoruluyorum benim de yaslanmaya ihtiyacım var…”

Daha bunun devamı vardı da gözlerim dolunca duyamamaya başladım.

Ben pes edemezmişim, 20 yaşında vahiy yoluyla geldi haber. Belki de ben umudun peygamberi kesilmişimdir dünyaya. Vahiy gelmiş olmalıydı çünkü yemin ederim yalnız başına mağaraya girip titreyerek çıkan Muhammed peygamber edasıyla titreme gelmişti sinirden. O an sinir sandım ama belki de harbiden vahiydi, bilemezsin ki.

“Tamam, süper motive oldum şu an. Şimdi ders çalışıyorum kapatalım mı, seni sonra ararım.” diyebildim yarım yamalak ya da buna benzer bir şeyler.

Kapattım. Ev arkadaşım yanımda ders çalışıyor, kağıtlara gömülmüş.

“Ne oldu lan?” dedi. Yüzüne bakmadan gülerek geçiştirdim. “Hiiç, takma kafanı falan diyor.” dedim. Gözlerine baksam yaşlarım görünecekti. O gözlerle not kağıtlarıma kitlendim. İlk defa bu kadar değersizliğin kırgınlığını yaşıyordum.

Şimdilerde otuzlarımdayım. Kalbim kırıldığında 20 yaşındaki acımı ilk günkü gibi yaşıyorum. 10 yıldır kolay kolay kırılmasam da kırıldığım noktalar illa ki olmuştur ve ben fark ettim ki hangi konuda kim tarafından kırılırsam kırılayım, Buca’daki soğuk evimizin mutfak masasında ders çalışırken göz yaşlarımın damlamasına engel olup balkona sigaraya çıktıktan sonra o küçücük balkonda karnımı sıkmaktan titreme noktasına gelene kadar ağladığım o geceye dönüyorum.

Ben her şeyi atlattım, hepsini bi’ şekilde hâle yola koydum. O gece yıkılmama izin vermeyen hayata teşekkür ederim çünkü o zamandan beri kendime yıkılma hakkını reva görmediğim için yıkılamıyorum.

Yıkılabilme şansınız varsa prensesliğinizi kutlarım. Asla laf sokmak gibi düşünmeyin bunu, yıkılmak da herkesin harcı değilmiş, onu diyorum.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir