Gökyüzünde Yalnız Çakan Şimşekler

·

Gökyüzünde Yalnız Çakan Şimşekler

Beni tanıyan herkesin hakkımda bildikleri arasında ilk üçe girebilecek olan şey hava durumlarının ve özellikle yıldırımlı, gök gürültülü, şimşekli havaların müptelası olduğumdur.

Bu sıra içerisinde yaşadığım şehir çok fazla yağış aldı Nisan ayı olmasına rağmen ve bu benim gibi griseverler adına müthiş günler demekti. Fakat şurada bi’ ayrım yapmak istiyorum: Ben günlerce sıkıcı şekilde yağmurun yağmasını sevmiyorum. Şartlarım var. (Hava durumu özel Türkan Şoray kanunları)

1- Hava günlük güneşlikken birden kararacak.
2- Kara bulutlar okçu tepelerinin ardından hunharca koşan erler misali etrafımızı saracak ve hafif fırtınamsı rüzgâr başlayacak.
3- Gece veya gündüz fark etmez; şimşek çakacak, gözlerimin önünde nerede çaktığını anlayamadığım bi’ ışık değişimi olacak.
4- Altınıza hıçtıracak kuvvette bir de gürleme meydana gelecek.

Bu mahşerin dört atlısı niteliğinde olan şartlarımı Mikail hazretleri karşıladığında keyiften sekiz yirmi beş altı yüz on iki bin milyar sekstrilyor köşe oluyorum -dört köşe yetmiyor.-

Ne tür havalar sevdiğimi galerimi karıştırıp örneklendirmek üzere buraya fotoğraflar atacağım. Umarım unutmam. Şimdi yazıma devam edeceğim.

Peki ama ben bu niş zevki nereden edindim? Nasıl kanıma işledi? Kim beni bu zevke sürükledi? Ne zaman böyle biri oldum? Gelin anlatayım.


Geçenlerde yine böyle bir hava meydana geldi ve yanımdaki arkadaşımı hafifçe omuzlarından sarsıp “Oğlum müttthiş bi şey! Şuraya bak, oohhh.” diyerek kendimi huzurun kollarına bırakırcasına rahatladım. Tabii arkadaşım gerçekten sorunlu bir şey olduğunu düşünüyordu. Bana, müthiş bir havanın aslında arkamızdan gelen kasvetli ve kara bulutların değil de önümüzdeki pambık pambık bembeyaz bulutların olduğunu ifade etti. Bu arada yanlış anlamayın, ben bembeyaz bulutları ve güzel havaları da çok severim ama bu başka bir zevk, anlamıyorsunuz. Neyse, arkadaşımla bu konuda birbirimize karşı kendimizi savunmalı bir sohbetin içindeyken bir yandan da düşünüyordum, neden böyle havaları sevdiğimi. O gün bulamadım çünkü arkadaşım düşünce dünyamdan beni adeta ekmeğine yaydığı kaymağın üzerine bal sürer gibi sıyırıp aldı. (Evet ben kâsedeki ımms yea, baldım.) (Kestane balı, acı olanı var ya, o. Delibal mı diyorlardı ona bir de?) (Neyse işte düşüncelerim acıbal gibi bi şey oluyor bazen onu imgelemek istedim.) (Anladın?)

Yine bir, göğün hunharca yarıldığı gün koştura koştura dışarı attım kendimi. Bu kez yanımda kimse yok ve diyorum ki içimden, “Ohh… Kimseye laf anlatmak zorunda kalmadan şu havanın tadını çıkaracağım.” Sonra aklıma geldi; ben ne zaman sevmeye başladım bu havaları?

Çaaaatt, beynimden bir ses geliyor ve zaman yolculuğum başlıyor. (Geriye doğru)

Taze çocuğum, yazın bol yağış alan bölgede yaz tatilimi değerlendiriyorum. Denize giriyorum, bisiklet sürüyorum, denizde yüzmeyi ve bisikletimi çok seviyorum. Fakat şöyle bir durum var, yazın yağışı bol olan bölgenin aniden meydana gelen fırtınası da bol olur ve arkadaşlarla oyun oynarken öyle bir fırtına çıkarsa milli mücadele verircesine her çocuk evine koşardı. Bu durum bende belli bir yaşıma kadar huzursuzluk yaratmıştı.

Huzursuz olmamın sebebi ise beni bakan büyüklerimin bu gibi hava değişimlerinde klavyede dil değiştirir gibi Türkçeden Arapçaya geçiş yaparak bildikleri tüm duaları korku vurgularıyla okur iyice canımın sıkılması ve korkmamdı. Yahu kadın, yahu adam! Allah’ın bereketi yağıyor diye “Hiiiüğüğüüü Huuuauauau, -şimşek çakar- BİSMİLA BİSMİLA BİSMİLA ALLAH SEN BİZİ AFETİNDEN KORU ALLAH!” denir mi? Bir de en tetiklendiğim kelime ise: “ŞEFAAATT ET ALLAAH” gibi cümlelerde kullanılan şefaat kelimesidir. Ödüm hokuma kaçıyor o yaşlarımda açıkçası.

Bir süre kimse korkusunu çaktırmamasına rağmen hepimizin bu gibi havalardan korkmasından kaynaklı fırtına çıktığında usulca evimize dağılır, çekyatların tepesine çıkar büyükanne büyükbabalarımızın tepesinde otururduk. (Ve onlar da çatı uçar mı acaba falan diye konuşarak akıl sağlığımıza sağlık katarlardı maşallah.) (Arkadaşlar kusura bakmayın bi’ yükseldim, sinirlendim.) (Neyse devam edeyim.)

Bir gün kuzenim bize geldi birkaç gün kalmaya. Benden dört yaş büyüktü -cool yani anlarsın ya- Yine böyle bi’ hava oldu, ama yani şimşekler de haşara huşara çatara çutara kilometrelerce elektrik çizgileri oluşturuyor ve ardından gök, bisküvi kırılırmışçasına büyük büyük gürlüyor. Gök yarılıyor yau! Ben dedim ki kuzenime, “Hadi yea içeri girelim. Üşürüz çünkü, yarın hava açarsa denize giremeyiz.” Zorba kuzenim “Eeğeğeğğeuğğuğu korkuyor musuun yooksaaa?” falan deyip gülmeye başladı. “Yooo niye korkiyim ki? Korkmuyorum ama hava soğudu.” diyorum, yok anlamıyor. LAN KORKMUŞUZ İŞTE GİR İÇERİ BEŞ TAŞ OYNAYALIM AWK. Ama yook, hoca durur mu yapıştırır cevabı. “Hadi lan, gel o zaman harmanın başına çıkalım, gözümü kırpmadan izlicem şimşekleri, var mısın?” diye bir teklifte bulundum. Aynı anda da kafama yıldırım düşme senaryoları gözümün önünde canlanıyor. Şerefsiz kuzenim de bu teklifimi kabul edince el mahkum çıktık harman başına. Çok iyi hatırlıyorum, bir de sol bacağımı atmışım dedemin yaptığı tahtadan taburenin oturma kısmına, havalı havalı izliyorum. İlk çakışında böyle bi’ içim titredi ama çaktırmadım. (Vücudum titremediyse çaktırmamışımdır diye düşünüyorum.)

”Heh bak, gördün mü? Korkmuyorum işte.” diyorum. O SIRADA KUZENİM NE YAPIYOR BİLİYOR MUSUNUZ EVE GİRMEYE YELTENİYOR!

Çektim onu kolundan, “Buraya gel izliycez!” Dövsem döveceğim bak o şekilde sinirlenmişim jhajhsahj Neyse, bu arada da gerçekten göğün birden yarılıp içerisinden elektriklenen damarları görmek beni büyüledi. O zamandan beri korkusuzca izlemeyi öğrendim. İzledikçe sevdim. Sevdikçe hayranlık duydum. Bu sırada büyüdüm ve bazı şeylere anlam yükledim. İnsanların kibrinden büyük şeylerin varlığını hissetmenin huzurunu yakaladım. Hâlâ bizden daha kudretli şeylerin olduğunu bilmek, çoğu akşamlar düzeltemeyeceğimi düşündüğüm her şeyin bi’ şekilde yoluna girebileceğine olan inancımı yeşertti.

Ne kadar büyüsem de bir şeyler için her zaman küçük ve güçsüz olabileceğimi öğretti.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir