Yemek yerken arkadaşım, mutsuz bir ilişkinin nasıl bir şey olduğunu sordu. Durdum. Hiç yaşamadığım bir ilişki durumu değildi fakat nedeniyle ve nasılıyla çok da ilgilenmediğimi fark etmiş olmam; ağzımdaki lokmaları slow-motion çiğnememe sebep oldu.
Bunu, aniden bir şey düşünmeye başladığımda alnımda yanıp sönen ‘Sakın beni kımıldatma, düşüncelerim dağılabilir!’ minvalinde bir uyarı olarak düşünebiliriz. Kafamda arkadaşımın tiz bir uğultu eşliğinde patlattığı sorunun cevabı, yavaş yavaş şekilleniyordu ama bilirsiniz, zihninizde yavaş olan bir düşünce akışı yaklaşık 0,6 saniyede gelişen bir şey. Fikirlerimin gerçek hayata bakacak olursak hızlıca şekillendiğini de böylelikle savunabiliriz.
Mutsuz İlişkinin Temeli Nedir?
Uyumsuzluktur, en azından benim soruya cevabım buydu. Mutsuz bir ilişkinin formülü, uyumsuz olmaktı. Bunu ilişkilerin başından sonuna baz alarak düşünmeyin zira öyle olsaydı -bazı körü körüne uyumsuzluğa yürüyen çiftler hariç- bir ilişki doğmazdı bile.
Her ilişki, hayatımızın o anki standartlarına göre şekillenir. İhtiyaçlar, istekler, yaralar, mutluluklar, güldüren bakış açıları, ağlatan pencere kenarları bir uyum içine oturduğu sürece ilişkiler başlar ve devam eder; hatta evlenirler veya bir arkadaşlık ilişkisiyse bu, iş ortaklıklarına kadar varılır.
Buraya bir dipnot ekleyeceğim. Zamanla ilişki içinde oluşan çatlakları görüp birlikte görmezden gelmeye başlamak ve edilen kavgalar da ne yazık ki uyumun içindedir, buna dayanarak negatif uyumların varlığından da bahsedebiliriz. Ne çok ilişkiler vardır ki gücünü artık kavga etmekten, sessizliğin şiddetinden ve aradaki samimiyetin tükenmesine rağmen birbirinin konforlu cehennemi olmasından alır.
Konumuza dönelim. İnsanlar ne kadar uyum içinde kalırsa o kadar mutlu bir ilişki yaşayabilir. Tekrar ediyorum, söylediklerim arkadaşlıklar için de geçerlidir. Fakat hayat bu, bizler nasıl ki fizîken doğuyor, büyüyor ve ölüyorsak düşüncelerimiz ve bakış açılarımız da doğup, büyüyüp ölüyor. Bu son derece normal. Sakın telaş yapma, sen değişiyorsan normalsin. Çünkü gelişmek ve değişmek zorundasın. İlişki içindeki kavgaların çoğunluğunu ‘Sen çok değiştin!’ repliği üstleniyor. Ne yapacaktı paşam, aynı kalmasını mı bekliyordun? Sen niye değişmedin?
İşte kaos burada başlıyor: İnsanlar birbirleriyle uyum içinde değişebiliyor mu?
Ölçüp biçtikten sonra sorunun sahibi olan arkadaşıma bir iki kelimelik cümlelerle düşüncemi özetledim çünkü çok aç olduğum zamanlarda yemek yerken konuşmayı sevmiyorum. Allah’tan arkadaşımla öyle güzel bir uyumun içindeyiz ki bu gibi durumlarda birbirimizi anlıyor ve dert etmiyorduk. Tuhaftır, bir iki kelimemden de ne demek istediğimi biliyor, neyi vurguladığımı anlıyordu. Aslan biraderim.
Yemekler yendi ve ayrıldık.
Yolda yürürken elimi cebime attığımda bozuk paramın olduğunu hissedince sevindim. Hâlâ 1 Türk Lirasının ağırlığının hoşuma gitmesini fark etmem tatlı bir huzur bıraktı içimde.
Kulağımın tekinde sevdiğim şarkı nasıl da tatlı tatlı mırıldanıyor. Bir kuş gökte güneşe cilve yaparcasına uçuşuyor, bir çocuğun katıla katıla attığı kahkahası annesini mutluluğa boğuyor, köşe başındaki bir grup ergen birbirleriyle alıp veremedikleri konu hakkında tartışıyor… Kısacası hayat herkes için bi’ şekilde akıyordu. Bense, şu markete girip hangi atıştırmalığı alsam diye düşünüyorum. Bakma öyle, benim de belki yaşam içindeki uyum motivasyonum zincir marketlerin aktüel reyonu veya abur cubur reyonudur. Hem, anda kalmak için de birebirdir etrafı inceleyip hayattaki ‘Hangi cipsi yesem ya?’ derdinden başka bir derdin yokmuş gibi davranmak. Tam markete yöneldiğim sırada yanımdan bir adam geçerken, bana doğru eğilip şu sözleri dudaklarının arasından salıyor:
Kendini bulana kadar, kimsede kaybolma.
Kanım çekiliyor, adımlarım ağırlaşıyor. Çünkü hatırlıyorum ki, bunu ilk duyuşum değil.


Bir yanıt yazın