Herkes Cinine Sahip Çıksın Arkadaşım!

·

Herkes Cinine Sahip Çıksın Arkadaşım!

Bazı oyunların kazananı kendini kaybetmeyendir, elde eden değil.

Yatağımda uzanmış tavanı izlerken geldi aklıma. Kazanmanın içini de kendimizce doldurmuyor muyuz? E ne diye hep kaybetmişliği üstleniyoruz? Belki ben de kazanmışımdır çoğu zaman, kaybettiğimi sandığımda bile. Pollyannacılık mı sence bu? Kaybede kaybede kaybetmeyi öğrenmek de bir kazançtır diye baksak, risk alanını konfor alanımıza ekleyebilir miyiz?

Konudan bağımsız gibi belki ama bak aklıma şey de geldi, insan geleceğinde geçmişini değiştirebiliyormuş. Buna da hep terapi demişler. Bakış açını değiştirdiğinde zamansızlığın iyileştirici gücünü elinde hissediyorsun. Yıllar önceki travmanı iyileştirmek, geçmişini değiştirmekle eş değer tutuluyor bazıları tarafından. Bunu sana daha detaylı açıklamak istediğim motivasyonda değilim; saçma bulabilirsin ama pek umurumda da değil.

Her şeyin bilinçaltında yattığını düşünecek olursak (hadi bunu da düşünelim anasını satayım, engelleyebilecek misin?) ben büyük bir falcı olarak da yaşamımı idame ettirebilirdim aslında biliyor musun?

Geçenlerde Türk kahvesi bağımlısı bir arkadaşım garsondan özellikle altlık rica edip fal kapattı. “Sen bakacaksın, bi’ kere bakmıştın hatırlıyor musun? Dediğin her şey çıkmıştı.” dedi. Güldüm. Fal bakmak müthiş eğlenceli bir şey bu arada. O rollenmeler, o tripler, uzaklara baktıktan sonra karakter analizi yapılması sonucu esrarengiz bir şey söylüyormuş gibi havalara girmeler tam benlik. “Aaaaoo yoo… Hiç beceremem ben.” dedim. Bu fal bağımlılarının da şöyle bir özelliği var; senin kabiliyetinle ilgilenmiyor aslında. Cinlisin, dolandırıcısın hiç umurunda değil. Yeter ki o an onun hayatıyla ilgili gelecekten haberler getiriyormuş gibi yap. Ona onunla ilgili bilgiler ver. Falcılık için bence bu kâfi bir yetenek. “Yok yaa, ben hep kötü şeyler görüyorum ölüm kalım cart ve curt. Hiç neşemizi kaçırmayalım şimdi. Bak sohbet ediyoruz.” dedim. Diğer arkadaşımızın telefonu çalması sonucu sohbetin hâlihazırda bölünmesini fırsat bilmiş olmalı ki biraz daha üsteleyince “E tamam ya, getir hadi getir.” diyerek fincanını açtım.

Uzun zamandır görüşmemiştik fal baktığım arkadaşımla. (Sanıyorum ki bi’ yedi sekiz ay) Hayatı da hızlı bir sirkülasyon içerisinde akıp giden biri olduğundan elimde hiçbir veri yoktu açıkçası. Genelde aşk hayatıyla ilgili şeyler duymak ister böyleleri. Fal işi biraz hayal dünyanızın biraz da karakter analizinizin ekmeğini yer. Arkadaşımla ilgili bilgileri derleyip toparlayıp zihin sarayımdan gün yüzüne çıkardım fincana doğru hımlarken.

Kendi döngüsünün içine sıkışıp kaldığını söyledim ilk. Sonrası aktı gitti. “Şimdiki ilişkinle iki sorun yaşayıp atlatmışsınız, üçüncüsünü de yaşadıktan sonra evlenecek misin evlenmeyecek misin ona karar vermende büyük rol oynayacak.” dedim. “Huğğoof yaa daha fazla sorun istemiyorum inşallah sorunsuz evleniriz.” dedi. Birkaç karakter özelliğini bu tepkisiyle birleştirdikten sonra yaklaşık yarım saate yakın mabadımdan ve aklımdan atıp tutarak fal baktım.

Benim baktığım fallarda çok üzülüyorum. Çünkü karşı tarafa gelecekten haberler vermekten ziyade karakteriyle ve travmalarıyla yüzleştirdiğim için birnevi merdivenaltı terapilere dönüşüyor.

Ha unutmadan şunu da ekleyeyim, fallarıma kötü göz, cin, fitne fesatlık cart curt eklemeden asla sonlandırmam. İlla ki biri kuyu kazıyordur insanların hayatında yaa manyak mısınız olum sallayın işte.

Neyse, fal bitti sohbetimize katkı sağlayacak birkaç konu açıldı. -Arkadaşımın adı Ayşe olsun.- Ayşe’nin içinden çıkamadığı psikolojik kısır döngünün sebebiydi bu. Bunu konuştuk. Sonra bir şekilde konular daha mantık çerçevesinde keyif aldığımız sohbetlere döndü.

Ayrılmadan beş dakika önce günü kapatma sohbeti diye kendimce adlandırdığım rutini gerçekleştirmek adına falımdan memnun kalıp kalmadığını sordum. “Cinlisin lan sen” dedi gülerek. “Abartma yaa, isim mi söyledim tarih mi verdim, alt tarafı bi’ şeyler salladım.” dedikten sonra cinliymiş gibi rollenerek lafıma devam ettim: “Yoksa cinli miyim?” Sen yine de Veysel’e dikkat et.” dedim.

Ayşe şok oldu.

“Sen Veysel’i nereden tanıyorsun?” dedi gözlerindeki şoku üzerime ok gibi fırlatarak. O kadar inanmadım ki dediklerine, kahkaha patlattıktan sonra rollenişime devam ettim. “Bak diyorum sana, sen o Veysel’den uzak duracan.”

“Ben sana Veysel’le ilgili hiçbir şey anlatmadım üstelik eximin ilk adı Veysel.”

Üçüncü arkadaşımızın onaylayan bakışlarını gördükten sonra “Hayydaaaaa” oldum. İşte bu noktadan sonra ben de kendimi sorgulamaya başladım. Neden bu ismi seçtiğime dair beynimde saliseleri bulan bir tarama yaptım.

Bir Veysel amca vardı tanıdık, onun sağlığıyla ilgili yakın zamanda bir haber almıştım acaba ondan mı etkilenmiştim diye düşünsem de çok da tatmin etmemişti. Gün içinde bir sürü erkek ismiyle haşır neşir oluyordum çünkü.

Bilinçaltım, üstü, zihnim, aklım, dimağam şovunu yaptı ve güzel bir anıya vesile oldu böylelikle.

İşin özü sevgili zaman ayıran okuyucum, biz çoğunlukla kazanan olabiliriz sadece nereden nasıl baktığınla ilgili bir mesele. Lineer gitmeyen bir sistemin üzerinde her konuda yalnız bir doğru olduğunu savunarak yaşayamayız ki.

Ayrıca ben niye yatarken böyle şeyleri düşünüyorum yaa?

Neyse, cinliyim herhalde.

Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir